Camdan seslenen annemin sesi, bu kadar sene sonra hala kulaklarımda, beni yukarı çağırıyor. Ne çabuk geldi eve girme zamanı, oysa ne güzel yakar top oynuyorduk arkadaşlarla kapının önünde. Şimdi işin yoksa eve git banyo yap ders çalış. Duymamış gibi mi yapsam acaba.
Eminim 40’lı yaşlardan sonrasını yaşayan birçok kişinin benzer anıları vardır. 70-80 lerde çocuk olmak beyaz yakalı siyah önlüğümüzle gittiğimiz okuldan, aç kurtlar gibi dönünce, annemizin elimize tutuşturduğu peynirli sandviçi kebap tadında yemekti. Yalvar yakar izin alıp çıktığımız, hemen hiç araba geçmeyen kapı önünde ter içinde oyunlar oynamaktı, kapı önüne çıkmanın adı sokağa çıkmaktı o dönemlerde. “Anne sokağa çıkabilir miyim” sözü de evlerde en çok duyulan sözdü sanırım.
Neler mi oynanırdı; yakartop, istop, futbol, voleybol, lastik, sek sek, topaç çevirme, misket, saklambaç. Bazen hepsini arka arkaya oynadığımız zamanlar bile olurdu. Kızlar sek sek, voleybol oynarken erkekler de futbol oynar misket oynarlardı. Yakartop, istop gibi oyunlar birlikte oynanırdı.
Kızlarla erkekler arasında aşk sevgi oldu mu, genelde platonik yaşanırdı, kızlar aralarında beğendikleri çocuk için bana baktı bakmadı, bak bakalım bana bakıyor mu konuşmaları yaparken, erkeklerde de benzer durumlar yaşanırdı. Kaçamak bakışlar, masum duygular… En ciddi ilişkinin adı “çıkmak” idi ve en ileri noktası el ele tutuşmaktı.
Evlerde televizyon yoktu, radyo vardı, kalorifer yoktu, soba vardı, sobanın üzerindeki portakal kabuklarının ve çtırdayan kestanenin mis kokusuyla birlikte, bir arada yemek yenir, sohbet edilir, akşam erkenden yatılırdı. Komşuluk vardı, insanlar birbirine gider, bir sorun olduğunda komşusuna koşar, gündüz işler bitince çocuğunu, örgüsünü kapan soluğu komşusunda alırdı.
Bu dönemin çocukları, yüzlerce oyuncak, telefon, bilgisayar, AVM’ler, onlarca giysi, lüx tatiller, lokantalar ve cafeler olmadan, paylaşmayı, yardımlaşmayı, diğer çocuklarla eşit şartlarda yaşamayı, oksijen alarak, hareket ederek hep birlikte oynamayı, azla yetinmeyi bilerek, oldukça mutlu büyüdüler.
2021 çocuklarının özellikle büyük şehirlerde birçoğu,, televizyonla, bilgisayar oyunlarıyla, tek başlarına odalarına kapanarak, birçoğu sokakta oynamanın ne olduğunu bile bilmeden, sürekli yaşıtlarıyla akademik yarış ve korkunç bir gelecek kaygısı yaşayarak,bazıları anne baba ile her akşam aynı masada yemek yemenin maneviyatını yaşayamadan, sürekli oturduğu için duruş bozuklukları ve bedensel tembellik yaşayarak ya da maddi durumu iyi olanlar nefes almadan ve isteyip istemedikleri bile sorulmadan etkinlikten etkinliğe koşturularak, soğuk ve büyük sitelerde, diğer yaşayanlarla belki de hiç karşılaşmadan, bir çoğunun ruh sağlığı bozulmuş, yalnızlaşmış, öfkeli, sigara ya da maddeye eğilimli, mutsuz, sorunlu çocuklar olarak hayatlarına devam ediyorlar.
Şimdi sorarım size, teknolojinin ve imkanların daha az olduğu 70,80 çocukları mı daha mutlu bir çocukluk geçirdi yoksa şimdinin çocukları mı? Son senelerde ne kadar çok çocuk ve ergen destek almak zorunda zorunda kalıyor araştırdığımızda bunu daha net verilerle de anlayabiliriz. Toplumun dejenere olması ilerleyip teknoloji çılgınlığıyla da taçlandıkça, bununla orantılı olarak mutsuz çocuklar da çoğalacaktır.
Modern çağ, kolaylıklar, teknolojinin ilerlemesi tabiki çok güzel ve özellikle sağlık ve eğitim gibi değişik kollarda birçok faydası var tabiki, çocuklarımızın bu ilerlemeden fayda görüp zarar görmemesi de bizim elimizde. Ruh sağlığı bozuk ve mutsuz çocukların teknolojiye daha çok sarıldığını düşünürsek, onları yakından takip etmek, ruh sağlıklarının bozulmaması için gereken desteği vermek ( ki hiç birimiz anne baba olarak doğmadık eksiklerimiz tabiki olacak bu konuda uzmanlardan ebeveyn eğitimi almak çok faydalı olacaktır) onları sevecekleri değişik etkinliklere yöneltmek ama bunu onların isteğiyle yapmak, bir hayvanla büyümelerine destek olmak çok sağlıklı davranışlar olacaktır.
En önemli konulardan biri de kendi travmaları olan, istemedikleri bir hayatı yaşamak zorunda kalan, istek ve arzularını hayata geçirememiş, evliliklerinde duygusal ve cinsel istek ve ihtiyaçları yerine gelmeyen, ekonomik sorunlar ve iş hayatının zorluklarıyla içiçe kalmış anne ve babaların tahammülsüz, mutsuz, eleştirisel, dürtüsel ve keyifsiz olmasının, çocuklarını ne kadar etkilediği durumudur.
Mutlu ebeveyn mutlu çocuk demektir, kendimizi iyileştirmek çocuklarımızı iyileştirmenin en büyük adımıdır.
Uzm Klinik Psikolog Pelin Özaydın