“Bugün yine ayakları ofise geri geri giderek gelmişti. Yine kabus gibi bir gün başlayacaktı. Sabahları ofise girdiğinde çok etrafına bakmadan hemen kendi yerine geçerdi, çok kimseyle karşılaşmamaya çalışarak. Zaten serviste de, hep, uyuyor numarası yapardı. Kolay iletişim kurabilen biri değildi. Kendi insanlara kolay yaklaşamadığı gibi, biri ona yaklaştığında da eli ayağı titrer, kalbi yerinden çıkacak gibi olur, ne söyleyeceğini şaşırır ve bazen kekeler bazen de saçmalardı.
Bütün gün, bana mı bakıyorlar, benim hakkımda mı konuşuyorlar, kesin kıyafetim bugün çok çirkin, muhtemelen beni sevmiyorlar ve benim dedikodumu yapıyorlar diye düşünüp dururdu.
Öğlenleri yemek yemez, ya da evden getirdiği sandviçini sessizce masasında yer, keyifle bıcır bıcır konuşarak birlikte yemeğe giden çalışma arkadaşlarına imrenerek bakardı. Birkaç kez onu da çağırmışlardı, fakat onlarla yemek yerken, dudağıma yemek mi bulaştı, benim nasıl yediğime mi bakıyorlar, onlar birbiriyle çok samimi, ne konuşacağım onlarla şimdi ben, zaten beni kesin ayıp olmasın diye çağırdılar diye düşünmekten yemeği boğazına dizilirdi. Hele şu ofisin yakışıklısı da masadaysa, eli ayağı birbirine karışır, ne yapacağını şaşırırdı.
Dönem dönem, eğitimler, sunum ve toplantılar oluyordu. Kendi sunum yapacağı zaman günler öncesinden gerginliği başlıyordu. Öfkeli ve tahammülsüz oluyor, uyuyamıyor, sunum günü yaklaşınca bağırsakları iflas ediyor, baş ağrıları başlıyordu. Eğitim ve toplantılarda ona bir şey sorulacak diye kalbinin çarpmasından perişan oluyordu. Bazen sırf bu yüzden, güzel fikirlerini kendine saklamak zorunda kalmışlığı bile vardı.
Annesi çocukluğundan beri benim kızım çok çekingen diye anlatırdı herkese. Ailede de en sakin, az konuşan, genelde odasında yaşayan, sosyal olmayan aile üyesi oydu. Okulda da çok arkadaşı olmamıştı zaten. Evet, benim ezeli sorunum buydu sanırım, “ çekingenlik”. Gerçi annem beni bir kere bir psikiyatriste götürmüştü, doktor benim için sosyal fobisi ver demişti ama aynı şey bence, çekingenlik işte.”
Evet, Sanırım bu minik tiyatral yazıda, birçoğumuz kendinden bir şeyler bulmuştur. Çağımızın en fazla görülen sorunlarından biri sosyal fobi, ya da herkesin bildiği şekliyle çekingenlik.
Yukarıdaki yazıda bahsettiğim ve daha buna ekleyeceğimiz bir çok düşünce ve davranış şekli, çekingen birinin yaşadığı durumların örnekleridir. Bu durum sosyal fobik kişilerde görülebileceği gibi, OKB, Depresyon vb birçok psikolojik rahatsızlığın bir semptomu olarak da görülebilir. Bu durum kişilerin aile, sosyal, iş ve arkadaşlık ilişkilerini etkileyerek kişiyi ruhsal yönden daha da sıkıntıya sokabilir.
Çekingenliğin nedenlerine fazla girmek istemiyorum çünkü başlı başına uzun bir makale konusudur. Fakat kısaca bahsedersek, kötü bir çocukluk öyküsü( şiddet görmek yada şiddet gören ebeveyn ile yaşamak, tacize uğramış olmak, dominant ve sürekli eleştirip rencide edici ebeveyne sahip olmak, yada fazla koruyucu ebeveyne sahip olup, hayatı tanıyamadan büyümek yada benzer travmalar), arkadaşlarla yaşanan kötü tecrübelerin travmaya dönüşmesi, travma yaratacak bir başarısızlık öyküsü ve benzer durumlar, kişinin ilerleyen zamanlarda çekingen kişilik özellikleri göstermesine sebep olabilir.
Bu kişilik özelliklerini gösteren kişilerde, bilinçaltındaki duyguysa, değersizlik, başarısızlık, sevilmeme, kabul edilmeme, kendilik algısının düşüklüğü gibi duygulardır.
Toplumdaki, çekingen kişiler başarısız olmaya mahkumdur algısı ne kadar doğru, bunun üzerine konuşalım;
Öncelikle çalıştığınız işyerinde bulunduğunuza göre demek ki belirli bir bilgi birikimi ve başarıya sahipsiniz demektir. Diğer çalışanlara göre daha az sosyal olmanız, daha az arkadaş edinmeniz , başarısız olmanıza etken değildir. İş hayatında çok fazla sosyal ve çok arkadaş sahibi olmak değil, etik ve doğru davranmak başarıyı getirir. İşini doğru şekilde yapmaya gayret etmek, dedikodudan uzak durmak, her zaman araştırmacı ve yaratıcı olmaya çalışmak, işyeri prensip, düzen ve etiğine uygun çalışmak ve davranmak, manipülatif ve müdahaleci olmamak size başarılı olmanın yolunu açacaktır.
Tabiki arkadaşlık ilişkileri, takım olmak, çalışanlar tarafından sevilmek, kişiye iyi hissettiren ve motive edici olgulardır. Ama başkaları tarafından sevilmek için, çok sosyal ve girişken olmaktan çok, dürüst, yardımsever, arkadaşlarının arkasından iş çevirmeyen, tam tersi destek olan güzel kalpli biri olmak, kişiye çok daha sağlıklı arkadaşlıklar kazandıracaktır. Ayrıca iş hayatında başarıyı, çok sevmek ve sevilmek değil, iş yerindeki herkese karşı gösterdiğiniz, eşit mesafede, adil ve hakkaniyetli yaklaşım ve duruşunuz belirleyecektir.
Çok çekingen kişilerin, bu özelliklerinin iş hayatında kendilerine getireceği dezavantajları bilip, farkındalık oluşturup, bu farkındalıkları, dezavantaj yaratacak davranışlarını törpülemek için kullanması da, başarısızlıkları en aza indirecek bir durumdur. Örneğin çekingen kişilerde en çok görülen hayır diyememe özelliği , iş arkadaşları yada patronları tarafından, kişinin kariyerinin engellenmesi, iş yükünün olması gerekenden fazla verilmesi, başkalarının yapması gereken işlerin yaptırılması, mobbing gibi durumlara sebep olabilir. Kişinin bu özelliğini bilip, törpülemeye çalışması, iş hayatındaki başarısını arttıracağı gibi, haksızlığa uğrama oranını da azaltacaktır.
BALIĞI AĞACA ÇIKARMAK, FİLİ DENİZİN DİBİNDE YAŞATMAK
Eğer çok çekingen biriyseniz yapmanız gereken alternatifler şunlardır. Çekingenliğin hayat kalitenizi çok etkilediğini düşünüyor ve bununla tek başınıza başa çıkamıyorsanız bir uzman desteği alabilirsiniz. Çekingenliğin altındaki negatif inançları çalışmak, bu arada çekingenliğe sebep olan geçmiş travmaları temizlemek, bize kesinlikle çok iyi gelecektir. Uzman desteği almadan, kendinizi zorlayıp maruz bırakarak, çekingenliğinizi azaltmayı yada iş hayatınızı etkilemeyecek noktada stabil hale getirmeyi deneyebilirsiniz. Bunu yaparken yoga, nefes terapisi ya da pilates gibi bir etkinliğe başlamak size extra destek verecektir. Hoşunuza giden özelliklerinizi düşünün, bunları bir deftere yazın, her gün bunları okuyun ve aynanın karşısında kendinize tekrarlayın.
Eğer ben yardım almam, hatta böyle yaşamaya devam edeceğim diyorsanız, o zaman balığı ağaca çıkarmamamız gerek. Yani, kendimize uygun bir iş seçmemiz gerekir. Örneğin, sürekli sunum yapacağımız, sürekli kalabalık toplantılara gireceğimiz, yada insanları ikna etmek zorunda olduğumuz bir iş, bize sürekli kaygı yaşatacak, işteki motivasyonumuzu ve başarımızı düşürecektir. Bunun yerine daha sakin bir ortamda, hem sevdiğimiz hem de kaygılanmadan devam ettirebileceğimiz meslekleri ya da iş kollarını düşünüp onların arasından bir tercih yapmamız, bizi daha iyi bir iş yaşantısına yönlendirecektir.
Uzm. Klinik Psikolog Pelin ÖZAYDIN